Kadıköy Wound

“Abi Kadıköy yaa.”

Aysu Sartık

 

Kadıköy Sound, özetlemek gerekirse Kadıköylü yapıcıların, yani şairlerin, yani yazarların, ressamların ve evvela müzisyenlerin altını doldurduğu, ses kavramıyla pek bir alakası olmayan, daha ziyade bir (alt)kültür, bir ortak-birikim, bir düşün ve his-birlenmesi olarak anlayabileceğimiz, üç müzik adamı tarafından yuvarlak bir bar masasında döndürülmüş bir geyik. Tabii kapsadığı alanların çeşitliliği ve genişliğinden ötürü Kadıköy Sound’u bir Seattle Sound (Alice in Chains, Pearl Jam, Mad Season, Nirvana) yahut Manchester Sound (Joy Division, The Charlatans, Buzzcocks, Ian Brown) gibi ele almak anlamsız ve yanlış olacaktır. Zira Kadıköy’ün sound’u bir yaşayış-biçimi, bir anlayış-biçimi olarak var olurken, örneğin Seattle Sound her şeyden önce bir ses-anlayışıdır, ancak Seattle’lı yapıcıların yaşayışlarının ve anlayışlarının çıkardıkları seslere etki etmediğini söylemek de pek doğru olmaz. Belki de bu noktada varabileceğimiz temel ayrım, Kadıköy’de her şeyden önce bir geleneğin söz konusu olmasıdır.

 

Size Kadıköy Sound’u kısıtlı bilgim ve daha da kısıtlı aklım sınırları içerisinde ballandıra ballandıra anlatmak, Rainbow’dan, Laterna Bülent’ten, AKMAR’dan, Oza’dan, bir zamanların Akdeniz Cafe’sinden, Cenk Taner’den, Kesmeşeker’den, Ask It Why’dan, Radical Noise’dan, Rashit’den, Diken’den, Mavisakal’dan, Kaan Altan’dan, Pentagram’dan, Necrosis’den, Nekropsi’den, Sad’den, Buddha’dan, Karga’dan, Vesaire’den, Demirhan Baylan’dan, Zihni’den, Atlantis’ten, Ayhan Abi’den, Ayhan Abi’den, Ayhan Abi’den, Acil Servis’ten, Hammer’dan, Fatih kökenli bir grup olsa dahi Whisky’den ve Şenol Erdoğan’lı 6:45’den bahsetmeyi çok isterdim. Ama etmeyeceğim. Ne yazık ki ya da iyi ki, bu yazı Kadıköy Sound’un ne olmadığı hakkında bir şeyler söylemek niyetinde: Kadıköy’ün, bir zamanların kırmızı bölgesinin nasıl çürüdüğünü anlamaya ve aktarmaya çalışmak.

 

Ne o Beat?

 

“Ben ikinci Bruce Lee değil, ilk Jackie Chan olmak istiyorum.”

Jackie Chan

 

Neo-Beat ha. Neo. Bir yere kadar anlıyorum, çocuklar Yalova’lı ya da Samsun’lu rastalardan çözdükleri asitle kendilerine üçüncü bir göz aramaktan hoşlanıyorlar, evet Ginsberg hakikaten kaliteli bir adamdı, doğa, kadın, özgür seks, yani bence de, Burroughs ve Kerouac de öyle, Pink Floyd evet, uyuşturucu mu, Lynch filmleri hiç fena değil, mücadele, direniş, ne kadar ilginç, Volkswagen T2’ler, otostoplar, yol, sahilde içilen biralar, distopyalar, metropoller, sistemi sikeyim moruk yaa’lar, Satürn’ün halkaları filan, Kill Your Darlings, iki üç kıçıkırık saykodelik deneyim, ama her şey bundan ibaret değil filan, biz bundan ibaret değiliz, Hector, hadi ya, öyle mi, ben de sizi anlayamayacak kadar geri zekalı olduğumdan eleştiriyorum zaten, zaten anarşiklerden hiç hoşlanmam, pank ne ya, gençler peynir kaydırıp böğürüyorlar, korkunç, ya ben sizi hiç anlamamışım, haklısınız, evet, öyle, siz haklısınız. Anlaşılır. Tamam. Ama bu sözde Beatnik’lerin kültürü (burada kültürden kastım hem Kadıköy’ün kültürü, hem de Beat kültürü) tahrip ettikleri, hatta tahrip etmek bile değil, keşke tahrip etseler, kültürü kocaman bir vasatlık orjisine çevirdikleri -ki bunu yalnızca içinde barınabilmek için yapıyorlar sanıyorum, su götürmez bir gerçek. Parti kültürü. Alternatif çöplük. Vasat müzikalite, vasat devrim, vasat ağız. İstenirse bu bir çeşit elitizm olarak anlaşılsın. Umurumda değil. Ama belirli bir okuma geçmişi olan insanlar bunun elitizmle uzaktan dahi alakası olmadığını anlamışlardır diye tahmin ediyorum. Bu memlekette göte göt denir diyerek, yani Can Baba’dan bir alıntıyla -ki Ginsberg’e Kumkapı’da sofra kurmuştur, bu bölümü sonlandırıyorum. Götsünüz.

 

Beyöğlü: Kitleler ve Kütleler

 

“Vasatlık hükümdarlığında, ortalama olan bir kural haline gelir; ortayolculuk hakim olur:

Fikirler ve insanlar birbirlerinin yerine konabilir. Uyuşturan devrime karşı direnmek gerek.”

Deneault

 

Bu başlığın altını internet çağında yaşamanın avantajlarını kullanarak dolduracağım. Daha doğrusu bir videoyla. Doruk Yavuz’a yüz kilo teşekkürler. Beni büyük mesaiden kurtarmış oldu.

 

 

Haybedenler Kulübü

 

“Dünyada her şeyi bir gün acıyla kaybetmek için kazanıyoruz.”

Schiller

 

Kadıköy, bir 6:45 tribidir. Ne yazık ki durum artık böyle. 6:45 derken, şimdiki durumunun aksine temel kaygısı maddiyat olmayan, henüz piyasaya oynama gibi bir güdü edinmemiş, çevirilerini İnan Mayıs Aru’ya yaptıran, Michael Muhammad Knight’tan Brautigan’a uzanan geniş bir yelpazeyi dolduracak denli iyi kitaplar basan 6:45’i kastetmiyorum. Çocuk kitapları basan, hediyelik eşya dükkanı ve restoran işletmeciliğine merak salmış 6:45’i kastediyorum. Yolda mı? Kerouac’in kemikleri sızlamaktan cam gibi kırılmıştır herhalde. Adamçocukların beyinlerini ve dişi muadillerinin kasıklarını doldurmaya devam. Pompa, köfte, standart filan. Haybeden kaybedenler. Ayıp edenler. Yârân yine rindân-ı kirâm olsun erenler. Kızım dün nerede kaldın? Cerenler. Peşin verenler, veresiye verenler. Aşkından dağları delenler. Bla. Bla. Bla.

 

Şaka bir yana, mevzubahis Kadıköy Sound’sa Çaydamlı’nın safi zarar olduğunu söylemek yanlış olur. Sonuçta elle Dergisi’nin Kadıköy Sound dosyasında (samimiyetle söylüyorum, burada hicvin h’si yok, dosya görece nitelikli bir dosya) yer vermeye, söyleşmeye değer gördüğü bir kişilik. Ama faydası da kesinlikle zararını örtecek büyüklükte yahut (özellikle) kalıcılıkta değil. Zira hala bir kültürden bahsedebiliyorsak, ki sanırım edebiliyoruz, son zamanlarda onun vasatlaşmasına çanak tutan, hatta belki kendisini de bira göbekli devasa bir çanağa dönüştüren adam, ta kendisi. Bunu bastığı kitaplardan ve Beat’in neo-lmadığının etlenmiş kemiklenmiş ve pek semirmiş hallerini kucaklamasından anlayabiliriz. Kabaca bir zamanlar Kent FM’de bir şeyler yapmaya çalışmış ve başarmış, ancak başardığından kurtulamamış bir (takım) adam(lar)ın kabusa dönüşmesine tanık oluyoruz. Bu adam(lar)ın gördüğü (gördükleri) uzun rüyaların tadını almış olanlar da onlarla birlikte dönüşüyor. Kont Vasatula, doksanlar kokulu kült filminizde doksanaltı Kadıköy 1 Mayıs’ı neden yok acaba?

 

Son Uç

 

“Sebep gizlidir, fakat sonuç tamamıyla bellidir.”

Ovidius

 

Kadıköy Sound, ihtimalle bir şehir efsanesi olsa dahi, birileri sayesinde ayakta ve dik duran kısımları vasatlıktan oldukça uzakta. Yani, içinde yer alan insanlar bu organik-yapının dışarıdan gelen darbelere karşı dayanıklı olduğunun farkındaydı. (Siyasi anlamıyla) darbe görmüş nesillerin siktiriboktan polis baskınlarıyla filan inandıkları şeylerden vazgeçmeleri zaten saçma olurdu, değil mi? Neyse. Gözlemlenen o ki, Kadıköy ve sound’u içeriden gelen darbelere karşı da dayanıklı, hiç değilse çok güzel savaşıyor. Oi oi sevduğum!

 

Dip Ot

 

“Dipnotlar gereksizdir, aptalcadır.”

Ben

 

Hedonistic Noise, Padme, Asperger filan dinleyin oğlum. Konserlerine gidin. SUB Press de iyi kitaplar basıyor. Herifler olmasa çürüme bir on on beş seneye galip gelecekti. Haydi Allah’a emanet.

 

Aras I. Jacques-Loire

Paylaş
Hintler BADMASH Diyor

Hintler BADMASH Diyor

“Badmash, Türkiye’nin yeraltı kültürünü ve yeraltı müziğini ilerletmeye adanmış bir plak şirketidir.”

İki Meme Ucundan Daha İyi Ne Olabilir?

İki Meme Ucundan Daha İyi Ne Olabilir?

Üç meme ucu. Üç meme ucu iki meme ucundan iyi olabilir…

Şiir Anayasaya Aykırıdır ya da #FreeEzhel

Şiir Anayasaya Aykırıdır ya da #FreeEzhel

“Bugün şiir çağdaş şairlerde yeni alanlar, yeni açılar yaratırken, belirli bir yönde gelişiyor: Baş kaldırma yönünde…

Classic Review: Atrium Carceri & Cities Last Broadcast – Black Corner Den

Classic Review: Atrium Carceri & Cities Last Broadcast – Black Corner Den

Aklımızın ”karanlık köşelerini” en iyi tanıyan iki büyük ustanın yine bir ”karanlık köşede” buluşmuş oldukları, (2017 tarihli) projeleri -Black Corner Den- anısına…

Arka Sokaklar Gibi Bitmeyen Bir Yalnızlığı Var : Tükle

Arka Sokaklar Gibi Bitmeyen Bir Yalnızlığı Var : Tükle

Egemen benim yakın arkadaşımdır ama bundan da önemlisi yükselmekte olan yetenekli bir sanatçıdır…