Scenes: İstanbul

İstanbul, biraz İstanbul’dan bahsedelim, ha? Dünya’daki en travesti şehir, romantik halüsinasyonların beynini patatese çevirdiği, cin kadar yumuşak ama o kadar da sert çarpan, siyah ve beyazın yok olduğu, gri çizgiler arasında seni dans etmeye zorlayan, bazen en güzel mavide yüzdüğün, bazen de en derin morlarda boğulduğun. İnsanları da yaşadıkları şehir kadar manyak ama o kadar da akıllı, sakin ama üzerine yeni kar yağmış aktif bir volkan gibi, dindar ama o kadar da az spiritüel.

 

İstanbul’da hangi müzik çevresini incelesem diye düşünürken ilk olarak aklıma indieciler geldi, ama olayın sözde alternatif ‘loser’ tiplemelerle aptal bir retorik muhabbette dönüşüceğinden korkarak, daha derin, daha ilkel ve daha organik bir şey aramaya başladım ve kesinlikle bulduğumu düşünüyorum.

 

Aralık ayının 22’si, parazit kolektifin düzenlediği, Padme, Asperger ve Hedonistic Noise gruplarının sahne alacağı, Karga’daki konsere kameraman arkadaşım Efkan ile giderken, hiç bir beklentim yoktu. Ofisten çıkmadan bir iki duble çoktan devirmiş, açıkçası biraz headbang yapıp, iki çocukla konuşurum diye Karga’nın dar merdivenlerinden tırmandım ve en üst katta, arkaya doğru olan kapıdan ya da daha doğrusu bir portalın içinden onların dünyasına giriş yaptık.

Ben bira içen, etrafta takılıp, ne bileyim ısıtıcıda çoraplarını ısıtmaya çalışan birkaç kişi bulacağımı düşünüyordum ki buldum, ama ondan daha öte etkileri ve müritleri uzaklara yayılmış dini bir tarikat bulmayı kesinlikle beklemiyordum. İnsanın inandığı din onun ruhunun bir yansımasıysa sakın bu çocuklar punk yapıyor, o zaman politik, sinirli, ve angst dolu ergenlerdir diye düşünmeyin. Punk, onların dini değil ritüeli. Dinleri ise yaratılışın tek kesin parçası, kendileri.

 

İçeriye girdiğimizde Padme’nin vokalisti, ‘the talent’ Toprak’ı etrafta koşturup, grupların cdleri, rozet ve stickerlarının satılacağı stantla ilgili bir şey halletmeye çalışırken bulduk. Bir çeşit kaosla karşılaşmak tabii ki bizi şaşırtmamıştı, ama biz John Snow’lardık ve daha hiçbir şey bilmiyorduk. İnanılmaz enerji ve samimiyetleri sayesinde gruptakilerle ve onların arkadaşlarından oluşan Parazit kolektifin inanılmaz insanlarıyla sanki asker arkadaşıymışız gibi sohbete başlamamız uzun sürmedi.

Ben ciddi dergici personamı bozmamak için, Asperger’in gitaristi ‘ozzy’ Ozan ve bateristleri Berkan’ı yakalayıp sorularıma başladım. Bir din adamı olmadığımdan, doğal olarak; ilk sorum olayların biraz daha dünyevi kısmıyla alakalıydı, daha önceki röportajlarda üç grubun da müzik yapma amacını eğlenmek ve keyif almak olarak belirttiklerini bildiğimden, daha büyük bir amaçları, ulaşmak istedikleri bir nokta veya bir kariyer planları olup olmadığını sordum. Herhalde Ozzy’nin cümlesi cevaplarını en iyi özetleyecek şey olabilir ‘eğer sokakta kalacaksam gitarımla kalmak isterim’. Bir kariyer beklentilerinin olmadığını bir din adamına yakışır şekilde belirttiler. Toprak da inanılmaz karizmasıyla yanımıza katıldığında aynı soruyu ona da yönelttim ve bir frontman’e yakışıcak şekilde başarı veya maddi bir beklentinin sanatlarının önüne geçmesini istemediğini belirtti. 

Bir sonraki sorum toplumda şarkıları aracılığıyla bir etki veya değişim amaçladıkları mıydı, buna da kısaca özetlemek gerekirse hayır cevabını aldıktan sonra anladım ki, ben olaya yanlış yaklaşıyordum. Bunlar inanılmaz zeki, kültürlü, Boğaziçili, İstanbul Teknikli, Yıldız Teknikli ama yine de normal çocuklardı, ne politika siklerindeydi, ne de para.

Onları özel yapan şeyi yaptıkları müzik türünde aramak saçmaydı, onlar türün sterotipik karakterlerine düşmemiş, ağırlaştırılmamışlardı.

 

Peki ya bu içerisinde bulundukları punk çevresi hakkında ne düşünüyorlardı? Burda gerçekten söyleyecek sözü olan Mali’ydi. 

Mali herhalde her grubun ıslak rüyalarını süsleyen dinleyici olabilir, her grubun konserlerine en başından beri gelen, lisede ben böyle şeyler düşünemiyordum dedirten ve kesinlikle gülüşüyle o kuliste evinde olduğunu hissettiren inanılmaz bir adam. Daha eski grupların, yeni grupları tarz ve yaş konusunda, zamanında kendilerinin de muzdarip olduğu yersiz yargılamalarından ve köstek oluşlarından, esnaf kafasındaki mekan sahiplerinin sanatsal vizyonlarını ezdiğinden bahsetti büyük bir tutkuyla ve gruptakilerin “aynen”leri arasında.

 

Hedonistic Noise’dan Orçun ve Emre’yi yakalamayı başardım arkada, Asperger’in soundcheckinden çıkan tatlı seslerin arasında. İsmini ve içeriğini çok beğendiğim yeni çıkan ‘Silence Is More Musical’ albümünden biraz bahsettik, adını Christina Rossetti’nin bir şiirinden aldığını söylediler. Daha önce yayınladıkları ‘Masturbation’ adlı bir ep üzerinden kaynaştık, herhalde adı daha yerinde bir şey olamaz, artık yanlız olmak istemiyorum diye bağıran bir zır deli ve arkadaşları, Only Way gibi şarkılarla ise tüylerinizi diken diken eden bir karanlık…

Soundcheck için sıra Padme’deydi. Toprak gitarının tonları ve monitörlerin sesiyle uğraşırken bana genç bir Julian Casablancas’ı hatırlattı, yeraltı bir stüdyoda Is This It’i kaydetmeye çalışırken. Hani bir şey vardır ya, o isimsiz şey, o aura, insanı ünlü edip, ruhunuza dokunmasını sağlayan, o kesinlikle bu herifte vardı.

Konser zamanı yaklaşmış, kapıda arkadaşlar, “bizi gelin alın” demeye başlamış ve heyecan yükselmişti. Kimlikler toplandı, aşağı indirildi ve sahnenin önünde bira içip sohbet eden küçük gruplar oluşmaya başladı. Gidip bir kaç kişiye grupları nerden duyduklarını, ne kadar takip ettiklerini sordum. Bir kaç genç arkadaşımızla konuşmaya başladım, açıkçası Padme’yi duyduklarını ve onun için geldiklerini belirttiler. Yaşlarını sorduğumda 19 dediler bana, tahmin edin, daha sonra benim ehliyetim kimden çıktı.

Konser başlamadan önce parazitin değerli üyesi Nazmiş sahneye çıkıp, hepimize geldiğimiz için teşekkür etti. Standta cd satıldığını, rozetlerin bedava olduğunu ama bağış yapabileceğimizi, stickerların da bedava olduğunu ama onlar için de bağış yapabileceğimizi bize tekrar hatırlattıktan sonra Asperger sahneye çıktı.

 

Enerji inanılmazdı, ritüelistik bir havayla insanlar bir çember etrafında dönmeye başlamış, omuzlar havada çarpışıyordu. Pop veya başka herhangi bir müzik türünün konserinde görebileceğiniz etrafına bakınan, nasıl davranacağından emin olmayan, kasıntı tek bir tip bile yoktu. Herkes o sahnenin ve o odanın kutsal koruması altında, kendilerini bir kenara koymuş ve o an olmak istedikleri şey olmuşlardı. Sanki Sophocles’in oyunlarındaki mitolojik karakterlere bürünmüş, ritüelin önemli bir parçasını oynuyorlardı.

Asperger seyircilerin favorisi ‘Torbacıdan gelen bayram smsleri’ adlı şarkıyı tekrar çalarak sahneden indikten sonra, Hedonistic Noise sahneye çıktı. Proto-shoegaze gruplarını andıran ağır distortion ve reverbli gitarları sadece kulağınızı değil sanki tüm vücudunuzu dolduruyordu ve seyirciler geldiklerinden beri sanki ayahuasca gibi içtikleri şeyler sayesinde daha da ritüelin içine girmiş, benliklerini tamamen kaybetmişlerdi. Emre haklıydı, sahne herhalde sadece punkta bu kadar değersizleştirilip sadece fonksiyonel kalabilirdi, sahnedekilerle hiç bir şekilde uzaklık hissetmiyordum tam tersi onların benden, benim de onlardan olduğuna dair hiç bir şüphe kalmamıştı aklımda.

 

Sıra Padme’deydi ki, sokakta gbt yapıldığı ve 18 yaşından küçüklerin ki zaten yoktular, ayrılmaları istendi. Sahnenin önündeki kalabalık underground bir punk konserinden bekleyeceğinizden, amatör bir şiir okuması seviyesine gelirken, kulistede de her şey iyi gitmiyordu. Toprak gerçek bir frontman gibi, benim tahmin edebileceğim kadarıyla azalan seyirci sayısı tarafından morali bozulmuş, ve çalabilecek gibi hissetmiyordu. Ah! galiba arkada da ‘Tom Petty Free Fallin’ çalıyordu, ya da çalmıyordu her neyse. 

Önemli izleyeciler,  günün daha erken saatlerindeki toplantılarında konuşulduğunu tahmin ettiğim gibi çoktan gelmiş ve sahnenin yanında duruyorlardı.Tantana’s Best And Brightest, Ringo Jet’s’den Deniz ve Palmiyeler’den Mertcan, Padmeyi izlemeye gelmişti ama solistleri kuliste hala teknik arızalarla uğraşıyordu. Mertcan kulise gelip Toprak’a şefkat ve anlayış dolu sözler sarf ettikten sonra, vip’ler mekandan ayrıldılar.

Etrafta dağılma önerileri uçuşurken, sonunda Asperger ve Padme’den oluşan bir süper grubun bir kaç şarkı daha çalması kararlaştırıldı. Daha ilk şarkı bitmiş veya bitmemişti ki, kameraman arkadaşımın ‘bak kesin şimdi sahneye atlayacak’ tahminini doğru çıkartarak, alkışlar arasında Toprak, ait olduğu yere, sahneye çıktı. Padme inanılmaz setini çalarken, Toprak’ın seyircilerin arasında yürüyüşünün görüntüsü, gecenin kesinlikle çok yüksek bir notada bitmesini sağladı. 

Ben aşık olmuştum! Bu enerji, bu adamlar ve kadınlar hepsi inanılmazdı. Yarattıkları bu dünyanın içeriği değil, içerisinde yaşadıkları aitlik ve güven duygusu beni sarsmıştı. Pisliğin içinde, pislikten duvarları olan ama içi tertemiz bir alan inşa etmişlerdi.

Sarılmalar ve vedalar yapılırken içimden geçen tek bir şey vardı, nereye gidiyorlar acaba? Ve ben de kesinlikle onlarla gitmek istiyordum. Oryantalist bir bakış açısı veya occulta bir merak gibi görmeyin bunu sakın, bu yazıyı da fantezilerini oynayan çocuklara bir övgü gibi. Bu yazıyı bir adres tarifi gibi görün. Sizi, fiziksel ile spiritüelin birleştiği ve birbirini körüklediği bir yere götürecek adres gibi. Asla ama asla; bu çocuklar kaybolarak yerlerini bulmuşlar gibi bir şey söylemeyeceğim, onlar hiç bir zaman kaybolmamışlardı.

Üç grubun da inanılmaz müzik, Parazit’in de inanılmaz işler yaptığını unutmayın. Grupların albümlerini ve daha fazla bilgisini bulabileceğiniz bir sürü linki aşağıya bırakıyorum. 

https://padme0233.bandcamp.com

https://hedonisticnoise.bandcamp.com

https://aspergermusic.bandcamp.com

https://www.facebook.com/parazitkolektif/

 

 

Yazar: Can Demirok

Paylaş
MARK MORTON – ANESTHETIC

MARK MORTON – ANESTHETIC

MARK MORTON – ANESTHETIC: LOG gitaristinin yıldızlar kadrosuyla dolu solo albümü…

Hintler BADMASH Diyor

Hintler BADMASH Diyor

“Badmash, Türkiye’nin yeraltı kültürünü ve yeraltı müziğini ilerletmeye adanmış bir plak şirketidir.”

İki Meme Ucundan Daha İyi Ne Olabilir?

İki Meme Ucundan Daha İyi Ne Olabilir?

Üç meme ucu. Üç meme ucu iki meme ucundan iyi olabilir…

Şiir Anayasaya Aykırıdır ya da #FreeEzhel

Şiir Anayasaya Aykırıdır ya da #FreeEzhel

“Bugün şiir çağdaş şairlerde yeni alanlar, yeni açılar yaratırken, belirli bir yönde gelişiyor: Baş kaldırma yönünde…

Classic Review: Atrium Carceri & Cities Last Broadcast – Black Corner Den

Classic Review: Atrium Carceri & Cities Last Broadcast – Black Corner Den

Aklımızın ”karanlık köşelerini” en iyi tanıyan iki büyük ustanın yine bir ”karanlık köşede” buluşmuş oldukları, (2017 tarihli) projeleri -Black Corner Den- anısına…

Arka Sokaklar Gibi Bitmeyen Bir Yalnızlığı Var : Tükle

Arka Sokaklar Gibi Bitmeyen Bir Yalnızlığı Var : Tükle

Egemen benim yakın arkadaşımdır ama bundan da önemlisi yükselmekte olan yetenekli bir sanatçıdır…